Mirror’s Edge

Mirrors Edge adlı oyunumuzun uzun süre konuşulacağına eminim. Pek çok FPS tarzı oyunda elimizle silahla etrafa dehşet saçtık, ama bedenimizi hissetmedik bile. Artık görünmez adam modundan tamamen kurtuluyoruz. Bu oyunda başlı başına kendimiz bir silahız. Artık oradan oraya atlarken tutunurken koşup kayarken ne yaparsak yapalım hep half life gibi (klasik örnek) oynayacağız. Özellikle bol bol aksiyon sahneleri ve hareketleri yaparkenki hissiyat herhangi bir aksiyon oyununda mevcut değil. Oyunun oynanışındaki yenilik pek çok oyuna yol gösterici olacak. Bunları kısaca şöyle anlatabilirim. Örneğin bir metrelik duvarlara çevik hareketlerle tırmanma, koşmaya başladığımızda kedi gibi çevik olmamız ve dur-durak bilmememiz, son sürat tüm gücümüzle koşarken kafamızı çevirip hemen arkaya düşmanlara bakmamız, duvardan duvara sekerken prince of persia gibi zorlu hareketlerde hareketin tamamen bizim yeteneğimize bırakılması ve tüm her şeyi fps şeklinde yapmamız ve pek çok aksiyon oyununda gördüğümüz hareketlerin tümü ve dahası. Oyunumuzun konusu Fransa’nın Grime adlı şehrinde geçmekte. İlk bakışta çok güzel suçlardan arınmış güzel bir şehir ama şehrin yönetimini polis almış. Bu duruma karşı koymak isteyen bazı insanlar var tabi ki bizde onlardan biriyiz. Oyundaki görevimiz kurye olarak o çanta senin bu çanta benim oradan buraya koşturuyoruz. Tabi ki gökdelenler üzerinde. Oyunun serbestliği açısından yere düşmememiz için bayağı çaba sarf etmemiz gerekecek. Zaten yere bastığımızı hissettiren ender bir oyun olduğunu hissediyorum. Aksiyon hastalarına şiddetle tavsiye ederim. FPS ciler de zevkle oynayabilir. İyi eğlenceler.