22. Şubat 2008

Land of the Dead

land of the dead

Korku oyunlarının en tanıdık öğelerinden olan zombilerle son bir kaç senedir içli dışlı olduk. Artık karşımıza çıksa korkmayız. Hatta şimdi şurdan gelse gafasına daşla vururum gibi muhabbetlere konu oluyor artık zombiler. Artık bu zombilerin suyu çıktı derken Land of the Dead adlı oyunumuzu oynadım. Kendi haline yaşayan bir çiftçi karakterimiz var. Bir gün elektrikler kesiliyor acep ne olmuş diye bakınırken garip bir adam ortalık yerde duruyor. Gidip baktığımızda aptal aptal homurdanarak üzerimize geldiğini görüyoruz. Ne olduğunu anlamadan birden etrafımızı ölüler sarıyorlar. Bu aşamada yav bu ölüler nerden geldi, kim yaptı bunları, noluyo gibi kendi zihninize sorular soran biriyseniz daha da meraka kapılıp oyuna bambaşka bir zevkle devam edersiniz. Yoksa bu ne laa hemen ölü mü olur diyorsanız da o sizin tercihiniz. Grafikleri oldukca yumuşak, gerektiğinde oldukca detaylı. Düşük sistemlerde 1024 gibi tatminkar bir çözünürlükte gayet rahat çalışabiliyor. Gelelim oynanışa; karakterimiz eline geçirdiği her şeyle kendini koruyabiliyor. Baseball sopası, kürek, kazma, yangın baltası, yumruklarımız bizi yakından koruyan sadece bir kaç obje. Bunun yanında tek atımlık tüfeğimiz, relover, magnum, uzun namlulu diğer silahlar var. Karakterimizin kendi görüş açısından oynuyoruz unutmayalım. Ölüler ne kadar vahşiyse bizde o kadar vahşiyiz. Kendimizi korumak adına en olmadık şeyleri yapabiliyoruz. Mesela en etkilendiğim şey yangın baltasının tersiyle bir ölünün çenesini koparıp onu ısıramaz bi hale getiriyoruz. Yada büyük numara bi golf sopasıyla bize uçarak gelen bir ölünün beynini uzaklara gönderebiliyoruz. Sesler oldukca tatminkar. Atmosferde gayet başarılı özellikle mısır tarlasını geçerken mutlaka yanınızda sarılacak birileri olsun. Ölüler ülkesini bambaşka biri  olarak yaşamak istiyorsanız bir deneyin derim ben.