Runaway 2 The Dream Of The Turtle

runaway 2 the dream of the turtle

Kendimi bildim bileli yol macerası filmlerini sevmişimdir. İlk oyunumuz bir yol macerasıydı. Doktora için gittiğimiz yolculukta arabamızla bir kıza çarpmıştık ve hayatımız alt üst olmuştu. Olmadık durumlara düştük, kötü amcaları saf dışı ettik ve ele geçirmek istedikleri yığınla parayı alıp kaçtık. Doktora da neymiş, çok güzel bir kız bizimle tropikal bir adaya gitmek istiyor ve yığınla paramız var. Kahramanımız tam korktuğum şeyi yapacağını düşünmüşken, üniversitenin kapısından dönüp arabaya atlıyoruz ve cennet gibi bir tatil bizi bekliyor. Evet oyunumuz tam buradan başlıyor. Artık başımız beladan kurtuldu biraz nefes aldık on numara bir hayatımız var bakalım neler olacak. Anlatmıyorum (-: Oyunumuzun grafikleri kendi tarzını yaratmıştı ilk bölümünde. O grafiklerden hiçbir şey değişmemiş. Süper müzikler, sesler ilginç diyaloglar. Sıra dışı oyun kurgusu ve son derece ilginç bulmacalarla yeniden karşımıza çıkıyor Runaway 2. Karakterimiz artık süt çocukluğunu bırakmış kendine biraz çeki düzen vermiş. Sevgili yapan bir insan bu kadar mı değişir diyorum. Demek kızlar bu yüzden yanında kız olan erkeğe bakıyorlar. (-: Konu sapıyor eheh. Kısaca macera yaşamayı seven, bölüm arası videoları seyretmekten zevk alan, ne  olacak ne olacak diye merak eden bir bünyeye sahipseniz kesinlikle bu oyunu kaçırmayın.

Lost: Via Domus

lost via domus

Gelelim dünyaca ün yapmış, günün belirli saatlerinde hayran kitlesini ekran başına yapıştıran dizinin oyununa. Ne yalan söyleyeyim ben dizisini hiç izlemedim ama etrafımdakiler dvd transferleri yaparken bana da verin izleyim şunu demişliğim var. Ama bulunduğum şehirde maalesef yayınlandığı kanal yok o yüzden dvd lerine de yüzlerce milyon para sayıp almadım. Güzel bir ekran kartı alıp oyununu oynarım. Ama şunu söyleyeyim dizinin fragmanlarını izledim oyunla kıyaslamak için en azından bunu yapayım ki açıklamam daha sağlıklı olsun. Oyunun grafikleri öylesine gerçekçi ki kendinizi ormanın içinde sanıyor ve tırsa tırsa yürüyorsunuz. İlk defa bir oyunda yanından geçtiğim bir bitkiye sürtündüğümü gördüm. Nasıl oluyor bu bastığımız her çim yamuluyor. Yapraklar dokunmamızla etkileşime giriyor. Böyle olması sizi oyun başında olduğunuzu unutturuyor ve tamamen ortama adapte ediyor. Oyun tamamen dizi gibi tasarlanmış. Her bölümü bitirdiğinizde sanki o gün dizinin o bölümünü izlemiş devam bölümünü bekler gibi hissediyorsunuz. Bir sonraki oynayışınızda size bölümün özetini video formatında gösteriyor. Tüm oyuncular gerçeğinden modellenmiş. İzlediğim dizinin fragmanlarıyla karşılaştırdığımda karakterler tıpatıp aynısı. Hatta bazılarını gerçek sandığım bile oldu. Bazı aldığım bilgilere göre sadece bir karakter farklı seslendirilmiş. Geriye kalan tüm karakterleri dizideki oyuncular seslendirmiş bizzat baktım evet. (-: Merakla oynadığım ender oyunlardan. Dizisini bilmememe rağmen çok eğlenerek oynadım. Her şey çok güzel tasarlanmış. Diziyi sevenler kim bilir nasıl hisseder o da ayrı mevzu. Oynanışta size tavsiyem etraftaki objeleri toplamanız. Bunlarla diğer dizi karakterleriyle pazarlık yaparken avantaj sağlayacaktır. Meyveleri, suları, yiyecekleri vb her türlü eşyayı satmak üzere toplayın. Karakterimize gelirsek, kazadan sonra uyandığında hiçbir şey hatırlamıyor. Kendi adı dahil. Kendisi bir fotoğrafçı. Kayıp hafızasını bölümler arasında çektiği fotoğraflarla geri getiriyor. İlginç bir oyun sitili var. Başarılı bir fotoğraf çekiminde olayın aslını birde video şeklinde izliyoruz ve her şey yerine oturuyor. Ve bölümleri çözüyoruz. Son olarak genelde kült filmlerin ve dizilerin oyunları rezalet olur ama bu güzel. Ben daha dandik bir şeyler bekliyordum. Ayrıca bu kadar güzel grafiklerin 1280×1024 çözünürlükte full ayar hiç kasmaması beni çok şaşırttı. Bilgisayarımın çok iyi olduğunu düşünmüyorum. Bu ayarlarla bu oynanabilirliği diğer pc lere göre kıyaslarsam bilgisayarı vasat olan arkadaşlarda çözünürlük gölgeleri kısarak oyunu rahatça oynayabilirler. Tüm ayarları kıssanız bile grafiklerden fazla bir şey kaçırmıyorsunuz. Bu da diğer bir artı özelliği. Hepinize şimdiden iyi eğlenceler.

The Experiment

the experiment

Gördüğüm en yenilikçi oyun. Hayatımda ilk kez böyle bir oyun oynadım desem abartmış olmam. Oyunumuz oynanış açısından hiçbir oyuna benzemiyor. Tamam fazla uzatmıyorum. Oyunu karakter yerine aslında biz oynuyoruz. Yani oyunun bir parçasıyız gerçek hayatta olsak bile. Böyle bir hissi ilk kez bu oyunu oynarken yaşadım. Kendimizi oyun karakteri gibi hissetmemizi amaçlayan peç çok oyun olmuştur. Red Alert ve most wanted gibi oyunlarda videodaki karakterlerin bizimle konuşuyormuş gibi olması. Ama bizim hiçbir etkimiz yoktu. Birden bire bilgisayarınızda bir pencere açıldığını ve birinin sizden yardım istediğini düşünün. Kamerayı kontrol edebiliyorsunuz ve ışıkları yakıp söndürüyorsunuz. Böylece iletişim kuruyorsunuz. İşte bunun tamamen oyun versiyonu karşımızda. Gerçek video görüntüsü yerine oyunumuzu görüyoruz. Bilgisayar başında olan da oyunun asıl kişisi yani siz! Buraya kadar her şey tamam oh anlatabildim sonunda. Görüntülere oyun diyorum ama dediğime bakmayın nerdeyse gerçek diyebileceğimiz grafikler var. Pek çok çevre detayı var. Özellikle gölgeler çok güzel. Biraz da konuya gelecek olursak karakterimiz bir doktor ve bir deneyde görevli. Ama garip bir şekilde ameliyat elbiseleriyle yarı çıplak uyanıyor. Başta kimin nesi bilmiyoruz, zaten kendi de yavaş yavaş hatırlıyor ne olduğunu. İlk başta başına buyruk hareket ediyor sonra böyle olmayacak sen ışıkları yakıp söndür ben oraya gidiyim diyor. Ve karakterimizi monitörleri açıp kapayarak veya tv leri açıp kapayar yönetiyoruz. Haritamız ve kamera pencerelerimiz var. Aynı kullandığımız Windows gibi bir işletim sistemimiz var. Pencereler açıp kameraları canımız istediği gibi ayarlıyoruz. Arada o da bize yardım ediyor ve kameraları güncelliyor. Böylece kameraların yeni özelliklerini kullanabiliyoruz. Gece görüşü termal kamera gibi. Amacımız tabi ki bayanı sağ salim kurtarmak. Bir bölüm beni bayağı etkilemişti. Hatıra defterini okumaya dalan karakterimiz bir türlü ışık yakıp söndürmemi iplemiyordu. Bende tepesindeki lambayı kapattım, o da kameraya bakıp insanlara hiç saygın yok demişti (-: Yenilikleri seven sabırlı insanlar için on numara bir macera oyunu. İyi eğlenceler şimdiden.

Next Life

next life

Evet arkadaşlar, insanlar hayatını yaşamalı ama bir sonraki hayatını düşünerek. Dini bir açılış yaptıktan sonra oyunumuza geçelim. Oyunumuz adından da anlaşıldığı gibi diğer hayatı konu alıyor. Oyunun ilk videosunda trafik kazası geçiriyoruz ve uyandığımızda kendimizi bambaşka bir dünyada buluyoruz. Başlarda ne olduğunu anlayamıyoruz. Çevremiz her türden insanlarla dolu ve bir adadayız. Herkes kabinlerde yaşıyor ve hepside aynı kabusları gördüklerini söylüyorlar. Kimisi buranın gerçek bi ryer olduğunu düşünüyor, kimisi de cennete gideceğimizi ve buranın sadece bir bekleme yeri olduğunu iddia ediyor. Buraya gelenlerin bir çoğu da belirsiz bir şekilde kayboluyor. Biz de rahat durmuyoruz, hem buradan kurtulma umuduyla hem de en azından olayların gerçek yüzünü görmek için çabalıyoruz. Hikayeden sonra grafiklere gelirsek son derece şık grafikler karşısında dumura uğrayabilirsiniz. Hiçbir hata bulamadım. Karakterler ortamla çok uyumlu. Bire bir render lanmış demo yu oynuyo gibiyiz. Grafiklere ayar yapamadım ben belki benim donanımım yüzündendir. Gölgeleri kapattım sadece. Grafik açısından daha doğrusu karakter hareketleri diyelim biraz sıkıntılı. Gerçek insandan modellenmiş hareketler konsaydı çok çok güzel olurdu. Hareketler biraz robotik olmuş. Oynanabilirliği biraz zor. Karakterimizin hantallığı da biraz canımızı sıkabilir. Burası önemli. Faremizin hem sağ hem sol tuşu farklı görevler yapmakta aklınızda bulunsun. Doğru akıl ettiğiniz bulmacaları bu yüzden yapamayabilirsiniz. İkisini de denemekte fayda var. Sonuç itibariyle on üzerinden sekiz alır benim gözümde. Maceraperestler bir de bunu denemeli.

The Longest Journey Dream Fall

the longest journey dream fall

İlk oyun günümüz koşullarına göre haliyle vasat kalsa da baya bir etkileyici görüntüler sunuyordu. 2D grafiklerin üzerine 3D karakterimiz vardı. Yaşadığımız dünya günümüz dünyasının çok çok ileri bir versiyonuydu. Uçan arabalar, havada yüzen gemiler vs. İlk Longest Journey oyunumuzda April (sol arkadaki) adlı karakterimizi, ilk bölümdeki rüya görme sahnesinde iç çamaşırlı vaziyetteyken detaylıca bir incelemiştik adventure severler olarak. Bu oyunda Zoe adlı (pembeli olan) karakterimizle oynuyoruz. Konu ilk oyunun devamı niteliğinde. Orta düzey bir ingilizceniz varsa birazda sabredip demoları es geçmezseniz oyunu rahatça anlayabilirsiniz. Konudan biraz ip ucu verirsem zaten oyunun bir tadı kalmaz. Bu konuda tek söyleyebileceğim rüyalar ve gerçek hayattaki kurgular karakter değişimleri çok iyi tasarlanmış. Grafiklere bakacak olursak; gayet sade ve yumuşak grafikler kullanılmış. Ne çok detaysız nede çok fazla detay var. Aynı kapağındaki gibi bir atmosfer sağlanmış. Yine eski oyun gibi gözlerimizi bayram ettiren sahneler var. Oynanışta benzeri rakip oyunlara göre göze çarpan yenilikler var. Örneğin; aksiyon sahneleri olması tekme tokat girişebiliyoruz. (zoe siyah kuşak bu arada) En büyük artısı insanı yoran saç baş yolduran bulmacalar yok. Bir diğer kolaylığı ise mause un sağ tuşuna bastığımız zaman görüş açısının oluşması ve gözümüzden kaçan bir detay olmaması. Tuşa bastığımız zaman Zoe etrafa bakınıyor eğer posta kutusu vs etkileşimli bir şey varsa direk onlar çerçeve içinde gösteriliyor. Geriside birazcık bizim beynimizi yormaya kalıyor tabi. Sesleri ve müzikleri çok çok iyi. İlk bölümde evimizden çıktığımızda duyduğum ezan sesi beni şaşırttı ve sevindirdi. Oyunun sonu ve uzunluğu da gayet tatmin edici. Fantastik macera tarzı oyun sevenlerin kaçırmaması gereken bir oyun.

Sayfa 6 - 6123456