The Lost Crown

Oyun çıkmadan önceki bir çok ön incelemesinde görüntülerinin photoshop aldatmacası olduğuna dair söylentiler türemişti. Ama oyun çıkışından sonra onu diyenler tükürdüklerini yalamıştır herhalde. Mekan tasarımları olağan üstü güzel olmasına rağmen karakterlerin hareketlerinin hiç insani olmaması beni üzdü. Bu kadar güzel çevre detaylarına karşın böyle karakterler olmamalıydı. Oyunun tamamen kendine has bir atmosferi var. Çok sanatsal temalar kullanılmış. Bazı yerlerde siyah beyaz bazı yerlerde sadece o objeye verilen renkler dikkatimi çekti. Grafikler o kadar umurumda değil benim için önemli olan eski günlerdeki gibi atmosferi yaşamak diyorsanız bu oyun tam size göre. Zor bulmacalar bol diyaloglar. İlginç, garip ve gizemli olayların üzerinde sık sık duruyor. Hiç açılmamış kapıları aralamak ve gizemleri çözmek istiyorsanız işte oyununuz.

The Suffering Ties That Bind

Oyunumuzda en büyük korkularımızın kaynağına inen dev gibi kapkara kapıları aralıyoruz. Oyunumuzun adından da belli olduğu gibi oynarken de bol bol acı çekeceğiz. Gerilim ve kapkaranlık bir dünya bizi bekliyor. Geçmişimizde yaşadığımız olaylar cezamızı çektiğimiz hapishanede bizim peşimizi bırakmıyor. Hapishane içindeki kötü izbe ortam yetmezmiş gibi birde içerdeki suçlularla durduk yere başımıza bela geliyor. Çıkan bir isyan sonucu şans kaza kaçıyoruz. Zaman zaman gerçekler kabuslara dönüşüyor. Bir süre sonra delirip neyin gerçek neyin kabus olduğunu anlayamayacağız. Düşmanlarımızın kanıyla duş alıp etlerini yoğuracağız. Cehennem gibi ortamlar bile artık sıradan gelmeye başlayacak ki daha kötüsü gelecek. Bu kadar korkutmaca yeterli sanırım. Gelelim grafiklere. Her ne kadar sıradan olduğunu düşünsem de, yenilikler ve üretkenlik var. Bol bol kan ve ilginç kabuslar beni bayağı bir etkiledi. Güzel hareketler var yani karakter hareketleri gerçekçi insanı gaza getirip oyuna devam ettiriyor. Oynanış ta son derece akıcı. Hatta oyuna FPS modu bile eklenmiş. Böylelikle her oyuncu rahatlıkla oynayabilir. Şiddet düşkünlerine ilaç gibi bir oyun.

Overclocked A History of Violence

overclocked

Oyunumuzun yapımcısı olan House of Tales daha önceden Moment of Silence den tanıdığımız Alman bir yapımcı. Son olarak Overclocked  duyurduktan sonra hemen incelemeye aldım.  Firma tarafından 3rd person thriller olarak tanımlanmış oyunumuzun türü. Kahramanımız bir psikiyatr. İlk defa böyle bir karakteri bir canlandırdığımı söyleyebilirim. Oyunumuzda son derece karanlık atmosferler bizi bekliyor. Yerine göre türlü dedektiflikler yapabiliyoruz. Ayrıca sadece korku unsurlarıyla kalmıyor. Ayrıca konu psikoloji üzerine kurulu değişik bir macera tarzında. Oyunumuz yaptığımız fiillere göre yön değiştiriyor. Yani oyunumuzun kaderi bizim ellerimizde. Böylelikle değişik sonlara ulaşıp daha çok merak edilenleri deşebiliriz. Grafiklere gelecek olursak bu türde gördüğüm en güzel grafikler. Ara videolar için de aynısı geçerli. Gölgelendirmeler karakterin çevre ile uyumu süper. Son olarak sesler bir harika. Özellikle bulunduğumuz ortama göre sesler çok iyi yapılmış. Kendinizi neredeyse orada hissedeceksiniz. Korku türünde bir macera istiyorsanız oyunumuz tam size göre. Hepinize şimdiden iyi eğlenceler.

The Experiment

the experiment

Gördüğüm en yenilikçi oyun. Hayatımda ilk kez böyle bir oyun oynadım desem abartmış olmam. Oyunumuz oynanış açısından hiçbir oyuna benzemiyor. Tamam fazla uzatmıyorum. Oyunu karakter yerine aslında biz oynuyoruz. Yani oyunun bir parçasıyız gerçek hayatta olsak bile. Böyle bir hissi ilk kez bu oyunu oynarken yaşadım. Kendimizi oyun karakteri gibi hissetmemizi amaçlayan peç çok oyun olmuştur. Red Alert ve most wanted gibi oyunlarda videodaki karakterlerin bizimle konuşuyormuş gibi olması. Ama bizim hiçbir etkimiz yoktu. Birden bire bilgisayarınızda bir pencere açıldığını ve birinin sizden yardım istediğini düşünün. Kamerayı kontrol edebiliyorsunuz ve ışıkları yakıp söndürüyorsunuz. Böylece iletişim kuruyorsunuz. İşte bunun tamamen oyun versiyonu karşımızda. Gerçek video görüntüsü yerine oyunumuzu görüyoruz. Bilgisayar başında olan da oyunun asıl kişisi yani siz! Buraya kadar her şey tamam oh anlatabildim sonunda. Görüntülere oyun diyorum ama dediğime bakmayın nerdeyse gerçek diyebileceğimiz grafikler var. Pek çok çevre detayı var. Özellikle gölgeler çok güzel. Biraz da konuya gelecek olursak karakterimiz bir doktor ve bir deneyde görevli. Ama garip bir şekilde ameliyat elbiseleriyle yarı çıplak uyanıyor. Başta kimin nesi bilmiyoruz, zaten kendi de yavaş yavaş hatırlıyor ne olduğunu. İlk başta başına buyruk hareket ediyor sonra böyle olmayacak sen ışıkları yakıp söndür ben oraya gidiyim diyor. Ve karakterimizi monitörleri açıp kapayarak veya tv leri açıp kapayar yönetiyoruz. Haritamız ve kamera pencerelerimiz var. Aynı kullandığımız Windows gibi bir işletim sistemimiz var. Pencereler açıp kameraları canımız istediği gibi ayarlıyoruz. Arada o da bize yardım ediyor ve kameraları güncelliyor. Böylece kameraların yeni özelliklerini kullanabiliyoruz. Gece görüşü termal kamera gibi. Amacımız tabi ki bayanı sağ salim kurtarmak. Bir bölüm beni bayağı etkilemişti. Hatıra defterini okumaya dalan karakterimiz bir türlü ışık yakıp söndürmemi iplemiyordu. Bende tepesindeki lambayı kapattım, o da kameraya bakıp insanlara hiç saygın yok demişti (-: Yenilikleri seven sabırlı insanlar için on numara bir macera oyunu. İyi eğlenceler şimdiden.

Clive Barker’s Jericho

clive barkers jericho

Son zamanlarda çıkan oyunların gidişhatına bakarsak bir iki sene içerisinde grafiklerin ne kadar gerçekçi bir yapıya sahip olduğunu görebiliriz. Ama bununla beraber oyunların yapısındaki basitlik ve tek düzelik de malesef bununla paralel ilerliyor. İşte Clive Barker’s Jericho tüm bu kuralları yıkmış ve bambaşka bir tarz yepyeni oynanış stiliyle diğer oyunlardan bir adım öne geçiyor. Sıradan fps oyunlarda bas tetiğe ölsün, konuda güzelse tutar gibi bir mantıkla yapılmadığı açıkça belli. Oyuna çok önyargılı bakarsak heh Rainbow Six işte bu diyebiliriz. Ama yapacağımız en büyük hata olur. Oyunun heyecanını bozmak istemem ama bundan bahsetmeliyim ki oyundaki en sıra dışı özelliği kavrayın. Oyunun bir bölümünde biz yani takımın kaptanı ölüyoruz bir şekilde, ama ruhumuz takımımızdan başka bir adama geçiyor. Bu şu demek oluyor. Tüm karakterlerin içine ruhumuz girebiliyor ve hem o kişiyle oynuyoruz hem de grubun kaptanı ol duğumuz için diğer elemanlara emirler verebiliyoruz. Emir komutları da çok kullanışlı. Oyunda zıplama yok bu gereksiz oraya buraya atlama derdimiz olmadığını gösteriyor. Yani o delik senin bu tünel benim çatıdan çatıya atlayamadım tekrar save den başlayım vs derdimiz yok. Space tuşumuzu hızlı karakter değişimi için kullanıyoruz. Grafiklere gelirsek ne kadar güzel ve gerçekçi şık vs olduğunu anlatırsam sayfanın sonu gelmez sanırım. Mekan tasarımları, ortamdaki gerilim, takım arkadaşları arasında geçen diyaloglar gerçekten atmosferi çok iyi destekliyor. Müzikleri de en az grafikleri kadar iyi. Sözün kısası on numara bir oyun. Sonlarına geldiğinizi hissettiğiniz anda üzülmeye başlayacağınız bir oyun.

Sayfa 10 - 11« İlk Sayfa...67891011